Kendimle Yaşanan

Seda Usubütün, 2010

Dünyayı olduğu haliyle deneyimlemek,
gün ışığında
yaşanan birliktelikler,
gezgin oluş ve neşe  temaları ile
hafifleyebiliyor ancak.







Gündelik yaşam,
farklı
dünyaları, farklı perspektifleri
bir arada var olmaya,
ilişkiye girmeye,
görünen gerçekliği inşa etmeye zorluyor.








Gün boyu kendimize uğramadan,
içimizi arayıp sormadan,
yaşayamadığımız aşkın
 farkına bile varmadan
ulaşıyoruz
günün sonuna.







Dışarıda gün batımı sıcak kırmızıya dönse de
içimizde yansıyan sonlanış maviye bürünüyor.
Hüzün renkleri koyulaştırıyor.







İşte yine günün karanlık yarısı başlıyor:
bir yalnız akşam daha…

İç dünyamın soğuk kaldırım taşlarında,
kendimle bir başıma,
adım adım izliyorum yorgun kalabalığı
kendime dönüş yolunda.







Genelde kendi kendimle oyalanıyorum.
Çok mu kapalıyım içime?
Oysa hep istiyorum birileri gelsin,
yaşanana eşlik etsin diye.







Gözlerim dalıyor insansız bahçelere,
bazen de takılıyor,
günün son ışıklarıyla belirginleşen dantelsi dalların
sarmaşık hüzünlerine






Ama yakın, ama uzağa ayarlı hayallerimde
bembeyaz giyinmiş umutlar
ya da grimsi siyah kalmış özlemler.






Hep aynı istek derinlerde,
alıp başımı gitsem mi uzaklara?
Kendimle uzaklara?
Kendimden uzaklara?
Uzun olsun, kısa olsun, hedefler hep bahane.
Gerçek arzu yolda olmaya;
değişen, dönüşen, aynı kalmayan
varoluşlara, bir oluşlara.






Gece ilerlediğinde evimde, hep aynı çözümsüzlük,
aynı yalnızlıkta bir cümle var aklımda:
biraz daha uyanık kalabilsem.
Bugün de doğmadı o sonsuz olasılıklı, tutkulu yaşam,
biraz daha beklesem,
bir şans daha verebilsem.






Ama kapanıyor gözlerim.
Kendimle rüya başladığım yer
ve bugüne dek gelip gelebildiğim
son kare.
linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram